www.golturkbuku.com Reklam Hava Durumu
 
AnasayfaOtellerRestoranlarBeach ClubsGece HayatıEmlakShoppingTarihçeFoto Galeri
        
 
  Ara  
   
  Advanced Search
 
 
SANDALcının torunu MUSTAFA
 

Dalgalı Sohbetler köşemizde 2 aydır denizi sevenlerle sohbet etmeyi ihmal ettiğimiz için bu ay aklımdaki denizseverlerden hangisi ile başlasam diye düşünürken Sevgili Mustafa ya şaka olsun diye sorduğum bir soru ile bir anda kendini dergimizin içinde buldu. Denizi gerçekten çok sevdiğini ve zamanının büyük bir kısmın ayırarak yaşadığını bildiğim Mustafa, bütün Türkiye ye mal olmuş bir sanatçımız olmasına rağmen bugüne kadar kimse aklına gelipte bu soruyu ona sormamış. Kendisi ile çok sık görüşmemize ve çoğunlukla tekne muhabbeti yapmamıza rağmen magazincilerden boğulmuş olduğunu bildiğim bu deniz fanatiği arkadaşıma sıkıntı vermek istememiştim. Ama soruma verdiği cevapla kazana kendi düşmüş oldu.

Mustafa'nın deniz tutkusu 1996 yılında bir arkadaşının daveti üzerine Göcek'e gitmesiyle başlamış. Sonra küçük yelkenlilerde yaşayan insanların huzuruna imrenerek kendisine küçük bir yelkenli almaya karar vermiş. Daha sonraları baktığı yere üç günde gitmekten sıkılarak yelkenli sevgisini ara verip motor yata geçiş yapmış. Bu geçişi değişik bir şekilde yorumluyor:  "6 sene sonra yelkenliden çok sıkıldığımı anladım. O başka bir aşk ben ihanet edenlerdenim yani yelkenliden motor yata geçen ihanetçilerden biriyim. Ama benim kalbimin bir yerinde  yelken aşkı var. Elli yaşından sonra dönmeyi düşünüyorum."
En son teknesi 2 kamaralı, 12 metreboyunda bir Off-Shore. 

Mustafa koylardaki sessizliği içine sindirerek yaşayan ve sabah teknede uyanmayı seven bir insan. Sabahları uyandıktan sonra saatlerce botla denizin üzerindeki çöpleri toplayacak kadar düşkün deniz yaşamına.
Pırıltılı hayatında denizi ve teknesini şöhretin zararlarından arınma aracı olarakta kullandığını söyleyebilirim. Geçen sene albüm tanıtımına davet etmişti, orada Mustafa' nın bir Star olduğunu ve bambaşka bir kimliğe büründüğünü hissetmiştim. Esasında diğer sanatçılara göre en olduğu gibi davrananlardan bir olmasına rağmen bana ürkütücü gelmişti. Daha sonra beraber onun çok sevdiği Göbün koyunda teknede otururken ben bu Mustafa'yı daha çok seviyorum diye aklımdan geçirdim. Sanki deniz yaşamı onun üstündeki yıldızları söküp alıyor ve afacan ruhlu, muzip bir hale getiriyordu. Bu yerinde durmayan adamı deniz ıslah ediyor diyebiliriz. Mesela rahat durmamasına bir örnekte uçak alıp uçuş dersleri alması ve üniversite imtihanına hazırlanır gibi o kadar işin içinde o kalın kitabı hatim etmesi. Bröveyi aldıktan sonra rahatladı ve uçma aşkı zamanla sevgi ve saygıya dönüştü. Ama deniz ve tekne aşkı hala çok yoğun. Mesela onun uçağı ile uçarken yükseklerde olmamızdan mı nedir teknedeki Mustafa'nın frekansını alamadım.J

Bir gün onun pilates yaptığı yerde otururken bu ay ki yazımı düşündüğüm için o malum şakayı yaptım.

"Musti senin ailede sandalcı olmasın, adama sandal soyadını boşuna vermezler." dedim. 

M.S. : Babamın babası boğazda sandalcılık yaparak hayatını kazanıyormuş. Sandal soyadı ordan geliyor.

E.K. : Şakamı yapıyorsun ?

M.S. : Hatta eskiden bir ara boğaz donmuş, insanlar  yürüyek geçmeye başlamış boğazı. İşte o zaman dedemin işleri çok kesatmış . Bayağı etkilenmiş hatta meslek değiştirip bakkal dükkanı açmış.

E.K. : Bak ben bunları dergide yazacağım benle kafa bulmuyorsun değil mi?

M.S.: Yok vallahi öyleymiş.

İyi öyleyse deyip başladık deniz üzerine konuşmaya. Ben Mustafa ile söyleşiye hazırlıksız olduğum için biraz bocaladım. Mustafa her zaman  tedbirsizlikten mütevellit bir seyir macerasını güncel cebinde tuttuğu için başladı anlatmaya.

M.S.: Bu yaz sonu Emina ile hadi dedik. Bütün yaz albüm, Bodrum'da Mandal Otel, konserler falan filan tekneyle hiç haşır neşir olamadık gel Rodos – Simi yapalım. Benim hayatımda tekneyle en az haşır neşir olduğum yaz bu yazdı. Allah'tan emniyetli olsun diye yanımıza kaptan aldık.  Normalde ben yanıma kaptan almam.  Bir de öyle  deli cesaretim vardır. Nereden geliyorsa bilmiyorum ama bize ders oldu. Böyle uzak sulara giderken mutlaka yanında biri olması gerekiyor. Bu sene fazla ilgilenemediğim için Teknenin bakımlarını yaptıramamıştım. Tekne bakımsız bir şekilde Bodrum'dan yola çıktık. İlk önce Kos'a gittik. Kos'u beğenmediğimiz için kalmadık direk Simi'ye geçtik. Simi'de herşey güzel... Simi'den çıktık karşıya Marmaris'e doğru vurduk. Pardon ordan Bozburun'a geçtik. Herşey yine okey Bozburun'dan Marmaris'e doğru giderken Sancak makinanın gaz teli koptu. Haydi iple bağla falan filan derken kan ter içinde tutturduk. 

E.K. : Peki hava nasıldı, fırtına varmıydı?

M.S. : O sırada bir şey yok koşullar iyi Marmaris'te yemeğimizi yedik. Hava iyice karardı. Nedendir bilmiyorum o akşam bana dolunay varmış gibi geldi. Sürekli bu akşam Dolunay akşamı ne güzel diyorum içimden. Esasında öyle bir şey yok. Üstelik ben aynı zamanda kaptan pilot bir adamım uçak kullanıyorum. Yani havacılıkta herşey o kadar ciddi ve disiplin gerektirir. Mesela havayı bile  bir saat içinde 3 kere 4 kere kontrol edersin. Uçaktan tekneye geçince hafife alıp rehavete kapıldık herhalde. İnsan havaya bakmaz mı. Neyse akşam dolunay akşamı ya Eminaya "aşkım gel romantik  bir gece seyri yapalım" dedim. Emina'da diyorki "aşkım oturalım şimdi  yemeğimizi de yedik gece burada kalalım." Ben ısrarımı sürdürünce yavaş yavaş alaca karanlıkta yola koyulduk. Marmaristen çıkıp direk karşı burna  vurdum. Biraz açıldıktan sonra hava zifir karanlık oldu. Göz gözü görmüyor.

E.K.: Dolunayı geçtik Ay bile yok yani... ‘'Aya benzerrrr yüreğim" oldun herhalde.

M.S.: Aynen. Rüzgar sürekli şiddetini arttırıyor deniz kabardıkça kabarıyor şaka gibi bir şey. Hava 4 ,5 arasında 5'e doğru gidiyor. O arada tak diye sancak makina gittimi?

E.K.: Yola çıkmadan abdest almışmıydın? J

M.S.: Kayış paramparça. Tek makinaya kalınca sürat tabi 5 knota düştü.  O dalgaların arasında nasıl sallandığımızı hayal edebiliyormusun. Karşıya bakıyorum bir kıyı silüeti vardı bir anda kayboldu.

E.K.: Dalgalardan mı?

M.S.: Hayır. Zifir karanlık oldu karayı göremiyorum. Böyle durumlarda hemen benim pilotluğum devreye girdi. Görüş sıfır olduğunda hemen sağı solu bırakıp  sadece plotter'a kitlenmek zorundasın.

E.K.: Bu kadar bakımsızlığın içinde Allahtan o çalışıyor.

M.S.: Emir, ben tak diye plottera kilitlenince plotter da tak diye kilitlenmizmi. Olmaz olmaz deme. Bak bunu okuyanların kulağına küpe olsun bir geldimi üst üste geliyor yani...

E.K.: Denizde adettendir bir şey ters gitmeye başladımı sonu gelmez. Ama kardeşim sende de tedbir yok tevekkül yok...Neylesin Mahmut.

M.S.: Plotter gitti karşıyı görmüyorum. Tek makinaya düşmüşüm saatte 5-6 mil hızla kıyıya doğru vurmaya çalışıyorum.

E.K.: Kaptan ne yapıyor bu arada ?

M.S.: Kaptan öylece yanımda duruyor. Bu arada Emina inanılmaz korktu . Karşısı kapkara... Yavaş yavaş bir ışık belirmeye başladı. Ben hem uçakla Dalaman yaparken hemde sahilden Bodrum - Göcek arası çok sık gittiğim için  Aksaz koyunun nerde olduğunu çıkartacağım fakat öyle zifir  bir durum var ki tutturamıyorum yani sağındamıyım, solundamıyım bilemiyorum. Aksaz bizim hakikaten en korunaklı üssümüz ve tamamen üstünden yanından sağından solundan geçişin yasak olduğu bir üstür . Bizim en büyük donanma üssümüz. Karşıda bir kaç ışık görüyorum. Dedimki Mustafa ışığa doğru vur. Bir kere her ne olursa olsun ışığa doğru vur.  Işığa doğru vuruyorum bayağı bir zaman aldı. O zaman aldıkça deniz daha bir kabardı. Şimdi 5 - 6 bofor altındayız. Ürpertici bir durum var . Ben yaklaşdıkça o ışıklar bir koy haline gelmeye başladı. Bayağı derin bir koy , koy'un içine girdim, fırtına koy'un içinde bile devam ediyor yani öyle beter bir durum var . Ben ışıklara doğru hala ilerliyorum o koy'un içinde yarım saat gittim.

E.K.: Münasebetsiz bir yere geldin herhalde.

M.S.: Hem münasebetsiz hemde müsadesiz. Bamm diye bir projektör üstümüzde patladı. Bu arada herkesin aklında olsun seyre çıkarken mutlaka  telsizin açık olduğunu tekrar tekrar kontrol etsinler.

E.K.:  Herhalde telsizden anons ediyorlar sen kapı duvar.

M.S.: Duymuyorum.  Nasıl bir projektör biliyormusun.  Gözünü kör eder gibi sıkıyorlar. Neyse bana dur kodunu verdi. Ben hala telsizi arıyorum ama   kapalı unuttuğum için boşa konuşuyorum. Açtım. "Aksaz Koy'unda ilerlemekte olan Amerikan bandıralı tekne, olduğun yerde kal."  Allah'tan havacılığımız var "mutabık efendim" dedim. "Makina arızası,motor arızası nedeniyle koyunuza sığınmak zorunda kaldım. Talimatlarınızı bekliyoruz efendim" diyerek hemen olduğum yerde durdum. Ama nasıl durmak. Tekne durduğu yerde fındık kabuğu gibi sallanıyor. 15-20 dakika geçti 2 tane bot her birinin içinde 12 tane asker , silahlar doğrultulmuş bize doğru geliyorlar.

E.K.: Emina da film tam koptu herhalde.

M.S.: Ben romantik gece seyri yapacağız, keyif yapacağız, dolunay var diye kızı yola çıkarmışım... Emina bana ağzına geleni esirgemeden söylüyor tabiiki.  Sen nasıl birisin diyor... İnanamıyorum sana diyor,  kızıyor kendinden geçiyor... O arada baktım Kaptan tir tir titriyor.

E.K.: Niye üşümüş mü?J

M.S.: Kaptanında evraklarında bir sorunu varmış.

E.K.: Yok artık...Bu kadar sıkıntının içinde Kaptan da saatli bomba yani.

M.S.: Neyse ben hemen olduğum yerde durdum. Onlar geldiler botlarla yanıma. Askeri nizam ve disiplin içinde oldukça soğuk bir ses tonu ile ‘'İyi akşamlar Mustafa Bey" dediler.  "Efendim makina arızasından dolayı  sığınmak zorunda kaldım. Tek makinadayım". Kararlı bir şekilde "biz size koyun girişine kadar iştirak edeceğiz ordan sahil güvenliği arayacaksınız" dediler.

E.K.: Hala içeri sokmuyor yani. Biz arayalım çağıralım demiyorlar mı?

M.S.: Yok. Biz size numarasını veririz diyor. Sahil Güvenliği arar veya telsizden anons edersiniz diyorlar. Mecburen tamam dedik. Koy'un başına kadar tekrar eşlik ettiler sağolsunlar. Koy'un başında sahil güvenliği aradık. Sahil güvenlik tek makina çalışıyormu diye sordu. Evet deyince O zaman ya Marmaris'e dönün ya aşağı devam edin dedi. Kısacası biz can kurtarırız, mal kurtarmayız diyorlar. Anladın mı?

E.K.: Düşene bir tekme daha...

M.S.: Ne yapalım ne yapalım, dalgayı üstümüze mi alalım arkamıza mı  alalım düşünüyorum. O kadar zifir ki bir koy var ama girişini göremiyorum yani akbaba ile yarasa arası yarım görüp yarım hissederek Marmaris'in aşağısında bir koya doğru  ilerliyorum. En sonunda koyun girişini yakaladım, girdim. Saat bu arada  sabah 3 buçuk. Demiri attım tutmadı, tekrar toplayacağım demir gelmiyor.

E.K. : Mustafa yeter bunaldım. Nedir yahu bu uğursuzlukla sürek avı gibi. Ama demirin geri gelmemesi çok normal bu uğursuz tekneden kaçmaya çalışıyor bende olsam gelmem valla.

M.S. : Fena oldun değil mi. Neyse abicim manuel kolumuzla topladık derken yanımızdaki teknelerde bütün millet ayağa kalktı ‘ne oluyor, ne oluyor' diye. Karambolde tekrar attık tuttu bu sefer.  Sonunda sabaha karşı dörtte çöktüm ben yatağa. Emina  yorgunluktan bitmiş, Kaptan dağılmış bir şekilde yazın son seyrini tamamladık.

E.K.: Bu seyri tamamlamış haliniz mi? Yarım kalmış o Mustafacım.

Mustafa ya seni denizciliğe kim alıştırdı, kim sana sevdirip öğretti diye soracaktım ama bu hikayeden sonra eğer varsa o kişiyi tanımak ve tanıtmak istemediğime karar verdim.

Esasında kafamı kurcalayan ve nasıl yazsamda ses getirse diye düşündüğüm konulardan bir taneside hükümetimizin yabancı bayrakla gezen Türk teknelerini görmemezlikten gelip hala şu kanunu değiştirme yoluna gitmemeleriydi. Bu konuda çok hassas olduğum ve çok sert şeyler yazmaktan kendimi alamayacağım için onun ağzından bir şeyler duyma ümidiyle Mustafa ya sordum. Fakat gördüm ki o bu konuda benden daha hırslı.

M.S.: Teknenin üstünde sallanan  bayrak bizim namusumuzdur. Bugünkü kanun açığı bana göre utanç verici. Namus diye başörtüsü ile uğraşanlar bu konuyu nedense görmemezlikten geliyorlar. Niye kendi sularımda gezerken, niye Rodos a gittiğimde benim arkamda Türk bayrağı dalgalanmasın. Bu kadar zor bir konumudur bunu düzenlemek. Ama bizim hükümetler için tekne denen nesne o kadar uzak bir şey ki 3 tarafı denizlerle kaplı bir ülkede sanki uzaylı gibi görüyorlar. 

E.K.: Ağzına sağlık. İnşallah namusumuzu temizlemesi gerekenler bu yazıyı okuyup getirin ya şu kanunu neymiş bakayım derler. Çünkü kanunun ne olduğunu nasıl bir vergilendirme yapıldığını, yıllık 2.000 dolara koskoca teknelerin beş kuruş vergi ödemeden nasıl dolaştıklarını bildiklerini bile zannetmiyorum.  

Bu arada kafamda Boat Showlarımızın mitoz bölünmesi ile ilgili yazmak istediğim şeyler gidip geliyor ama tarafları kırmadan nasıl kaleme alacağımı bulabilmiş değilim. Bulunca onuda yazacağım unutuyorum zannetmeyin.

 
Emir Kunt 
Mart 2008
Devam
 
 Nasıl Gidilir ?
 
 
Bodrum'a gelmeden önce, Yalıkavak/Torba sapağından sağa dönülecek.
Devam >
Ulaşım için...
Devam >
 
 Müze
 
 
Tarihi Figürler ve Modeller Müzesi.
Müzeyi Gez>
Ziyaretçiler>
 
 Yatçılık
 
 
Geniş ve büyük koyun güney sahilini Gölköy, batısını ise Türkbükü çevreler. İkisi de yarımadanın turistik yöreleridir.
Devam >
 
 Kurumlar
BELEDİYE
BÜK-DER
İLKOKUL
 Medya
 
 
Medyada Türkbükü hakkında çıkan haberleri bu bölümde görebilirsiniz.
Devam >
 
 Sağlık
 
 
Türkbükü'ndeki sağlık kurumlarını buradan takip edebilirsiniz.
Devam >
 

 

 
Anasayfa . Oteller . Restoranlar . Beach Clubs . Gece Hayatı . Emlak . Shopping . Tarihçe . Foto Galeri

www.golturkbuku.com
LuckyEye Interactive