|
Göltürkbükü
nün önlenemez yükselişini Psikiyatristler
analiz etmeye
başladı...
İşte
Psikiyatrist Dr. Yankı Yazgan ın analizi
!!!
Gümüşlük
ile Göltürkbükü arasında
Dr. Yankı Yazgan, Psikiyatrist
Alışkanlıklarımız yakamızı bırakmayıp, bizi
hep yaptığımız, kendimizi rahat hissetiğimız
şeylere sürüklediğinde, muhafazakâr yanımızla
yüzyüze buluveririz kendimizi. Tatiller
muhafazakâr yanlarımızla, devrimci yanlarımız
arasindaki çatışmanın gizlenemez oldugu
kriz anlarini temsil eder. Zevk almamizin
neredeyse garanti oldugu, bunca yıldır yaptığımızı
ve
yapmaktan vazgeçmeyi de pek düşünmediğimiz
her şey gibi, bizi kolayca teslim alan alıskanlıklarımız
genellikle ağır basar. Dönüp dolaşip, aynı
yerlere gideriz. Bu bazen Gümüşlük veya
Mazi'dir (örnekleri Bodrum köylerinden veriyorum
ki, "in" olabilsin bu yazi); bazen
de "Göltürkbükü" ("GTB")
veya benzerleridir.
Burada,
Göltürkbükü'nün ne anlamda bir alışkanlık
olduğu sorusu akla gelebilir. İsmi bile
en fazla bir-iki yillik olan bu (bence hâlâ
sevimli iki köyden türetilme) "yeni"
belde, nasıl olup da varliğindan bile haberdar
olmayanların "alişkanliği" hâline
dönüşüverdi? Üstüste on-onbeş yıl gidilme
şansını henüz elde edememiş olan Göltürkbükü'ne
bir tutkunluktan söz
edeceksek, Göltürkbükü'nün kendisinden ziyade,
Istanbul'da edinilen alışkanlıklara olan
bir tutkunlugu görebilmeliyiz. Yenilikten
uzak durup bir yandan da yenilikçi (modern?)
gözükebilmenin bir yolu da bu; alışkanlıklarınızı
başka kıyafetlere sokup, yeni "mekân"larda
karşınıza çikartıvermek.
Göltürkbükü'nün
kendi dahli olmaksızın sahne olduğu bu alıskanlık
transplantasyonu, safranli risotto ya da
Kaberne-Siraz harmanı şarap gibi, kirik-dökük
de olsa, "edinilmeye çalışılan"
alişkanlıklardan öte, hayatileşmiş alışkanlıkları
kapsıyor: "Baskaları olmadan yapamamak"
diyelim. Kendi kendisiyle kalamamak, ancak
bir baskası varsa, kendisini hissedebilmek.
Görünmediğinde, izlenmediğinde kendini hissedememek,
bir baska deyişle...
Yanlış
anlamayın, hepimiz, ama hepimiz, başkalarına,
başkalarının varlığına ihtiyaç duyuyoruz.
Bu ihtiyacımızın doyma noktaları farklı
olduğu ölçüde, kendimizi başkalarının gözlemine
sunuyor, onlarsız yapıyor veya yapamıyoruz.
Bazılarımız için ise bu ihtiyaç, bir ihtiyaç
olmaktan öte, sürekli doyurulması gereken
ve doyurulamayan bir alışkanlık, bir tür
"iptilâ" hâlini alabiliyor. Başkalarının,
"iptilâ"mızı doyurabileceği ve
paylaşabileceği
"mekân"lara böylece dadanıyoruz.
Göltürkbükü
bir protez. Bunun iyisi, kötüsü hangisi
ayrı hikâye; ama değişiklik, yenilik, moda
gibi gözüken Göltürkbükü hâdisesinin, bazı
İstanbul alişkanlıklarının bir uzantısından,
Bodrum'a münasip bir şekilde protezlenmesinden
ibaret olduğunu görmemek zor.
Gümüşlük ya da Mazi'da simgelesen de, başka
alışkanlıkların, hatta iptilâlarin (örneğin,
"ağaç altına yatıp kitap okumak"
ya da "yalnız kalıp, kafa dinlemek
ve kafa toplamak") devamı olabilir.
Aylık bir dergide yazıldığı gibi yaklaşıp,
"hâlâ Leonard Cohen dinleyip memleketi
kurtarma planları yapan demode entellerin
yeri" olarak da görebileceğiniz bu
tip
yerleri, Göltürkbükü ile kıyasladiğınızda
aradaki farklar gerçekten pek çok.
Gümüşlük, moda-dişi bir yer olarak klasiklesmiş
ve kimliğini çoktan oturtmuşken, Göltürkbükü'nün
bu şekilde moda kalabilmesi için birkaç
senede bir adını ve dekorasyonunu değiştirmesi
gerekecek. "Klasik" ile "moda
olan" arasindaki farkları tek tek saymama
gerek var mı? Ama biz kafamıza uyanı yapabiliriz,
yine de...
|