|
Bodrum'da
cennet gibi bir yerde kalıyorum. Adı; Mavi
Suite.. Nerede olabilir? Tabii ki, Bodrum'un
Cote D'azur'u olan Türkbükü'nde.. Ah o Türkbükü
ah.. Saatlerce yazabilir, tüm sorunlarını
masaya yatırabilirim! Ama ne değişecek ki?
Bugüne kadar ne değişmiş ki? Aynı tas, aynı
hamam.. Muhabir yıllarımdan hatırlıyorum..
Bir zamanlar Bodrum'da bir Kenan Evren fırtınası
eserdi. Saatler tam gecce yarısını gösterdiğinde
'İstiklal Marşı' çalınır ve Bodrum sessizliğe
gömülür, turistler şaşkınlık içinde kalırdı.
Tabii sadece turistler değil, bizler de
şaşırır ve kızardık!
Aradan
yıllar geçti.. Sanki Bodrum'da çok şey değişmiş
gibi görünüyor ama aslında o görünenler,
sadece görüntü. Görüntüler değişiyor ama
kafalar hep aynı.. Bodrum Kaymakamı Osman
Ekşi, yanında jandarmalarla öğlen vakti
Türkbükü'nü basıyor (abartılı olabilir ama
turistik bir bölgede jandarmaların koşması
hiç hoş olmuyor!). 'Müziği kapatın, komutan
kimlik kontrolü yap ve yaşı küçük çocukları
topla' diyor sayın Bodrum Kaymakamı! 'Yaşı
küçük çocukları topla'.. Jandarma komutanı
daha olgun ve daha mantıklı.. Sadece kaymakama
bakıyor ve tabii ki öyle bir şey yapmıyor.
Öğlen vakti, plajda çocuklar da olabilir..
Ama dediğim gibi değişmeyen kafalar sayesinde
maalesef böyle uygulamalar yapılabiliyor.
Peki komutan da, kaymakam beye uysa ve yaşı
küçük çocukları toplasa ne olacak? Rezillik!
Komutan mekan sahiplerini yatıştırıyor,
o an müzikler kapatılıyor ve
Türkbükü sessizliğe gömülüyor. Maki, Ship
A Hoy, Salopet Marine ve Havana Beach..
'Müzik çalınmayacak kardeşim..!' Dediğim
dedik.. Ça-lın-ma-ya-cak! Ah Türkbükü ah..
Üzülüyorum sana, güzelliğine, denizine,
havana, suyuna, taşına, toprağına.. Aslında
Bodrum'a üzülüyorum. 'Turizmi masaya yatırdık,
esnaf kan ağlıyor' diye yazı dizileri yapacaklarına,
bu tip kaymakamları deşifre etseler, sayın
Turizm Bakanı Erkan Mumcu da olaya el koysa
olmaz mı? Nereden bulurlar böyle kaymakamları?
İçlerinde bastırılmış duygular mı var, ne?
Jandarmaya soruyorum, 'Şikayet vardı, biz
de sıkıldık her gün gelmekten' diyor..
Türkbükü'nde
şikayet eden belli. İş yapamayan, başkalarının
başarısını kıskanan zavallı bir işletmeci
kadın: Aciz, deliriyor ve günün her dakikası
şikayet ediyor. Jandarma da kendine gelen
şikayeti ihbar kabul edip, o sıcakta işi
gücü bırakıp haydaaaa koşturuyor ve müziği
kapattırıyor. Jandarmaya da günah.. Bir
delinin şikayetini ihbar kabul edip, günde
üç kere Türkbükü'ne geliyor.
Tamam,
müzik fazla açılmış olabilir, tamam kurallar
çiğnenmiş ve çevreye gerçekten rahatsızlık
verilmiş olabilir. O zaman gereken neyse
uygular, para cezası verirsin. Ama kurunun
yanında yaşı da yakmak, her turizm mevsiminde
aynı jandarmalı manzaraları yaşamak, Mehter
Marşı ile turizm yapmak, bir ileri-iki geri
yürümekle olmuyor ki bu işler. Yazık, acıyorum..
Gerçekten Türkbükü'ne acıyorum. Aslında
o kadar güzel, o kadar muhteşem bir yer
ki.. Ama ya yolları, ya kaymakamı, ya da
geri kafalılık yüzünden her yıl aynı manzaralarla
karşı karşıya kalıyor zavallı Türkbükü..
Oysa, dünyanın hiçbir yerinde ne böyle bir
güzellik, ne de böyle mekanlar var. Havana
Beach'in sahibi Emre Ergani, Tampa diye
bir mekan açmış, görmeniz lazım. Olayın
sonu.. Böyle bir mekan yok. Tek kelimeyle
muhteşem.. Teşvik ve taktir edileceklerine,
sürekli kösteklemek, suçlu muamelesi yapmak,
baskı kurmak, boğmak niye? Pazar geccesi
Tampa'da Mehmet Ali Birand, Hasan Cemal
eşleriyle oturuyordu. Türkan ve Nazan Şoray
kardeşler ayrı bir masadaydı. Ali Karacan,
süper mini eteğiyle herkesi şaşırtan sevgilisiyle
gelmişti. Yavuz Demir, Nejat Cinisli.. Herkes
oradaydı.. Allah'tan kaymakam bey yoktu!
Güzelliğin, çağdaşlığın, lezzetin içinde,
hep birlikte Türkbükü'nde, Tampa'daydık.
Ah Türkbükü ah.. Saatlerce yazabilirim..
İsterseniz yarın devam edeyim..
Nerede
kalmıştık? Türkbükü'nde Mavi Suit'te.. Divan
Palmira'nın tam yanında Mavi Suit.. Yemyeşil
bir mahalle gibi.. Kocaman bir bahçe ve
sağlı-sollu altlı-üstlü villalar.. Çok sevdim
Mavi Suit'i.. Bundan sonra Bodrum'daki otelim
Türkbükü'ndeki Mavi Suit olacak. Artık Türkbükü
karargahım, Mavi Suit.. Hem Maki ve Palmira
gibi isminden kaynaklanan pahalılığı yok!
Yani odalar 250 dolar değil, 120 ila 160
dolar arası.. Hem de düz ayak, yemyeşil
ve Türkbükü'nün ortası.. İlgi, alaka, kahvaltı
süper. Yine Maki'deki gibi yumurta isterseniz
ekstra yazılmıyor.. Süper vallahi.. İskelesi
de Tike olmuş. Hani İstanbul'un meşhur kebapçısı.
Ama ne yalan söyleyeyim, ilk gece Tike'de
yedik ama Türkbükü havasına giremedim. Ben
daha çok Mey'ciyim, meze
ve balıkçıyım. Evet dün nerede kalmıştık?
Yaşı küçük çocukların plajda kimlik kontrolü
yapılıp toplanmak istemesinde. Bu emri verende
bizzat Bodrum kaymakamının kendileriydi!
Tabii,
şimdi şöyle de bir durum var. Buna da şahit
oldum, o yüzden yazabilirim. Akşam üstü
beachlerde 'Happy Hour' diye bir uygulama
başladı. Bu uygulama saat 17.00 civarı başlıyor,
müzik sonuna kadar açılıyor ve sex on the
beach'ler, votka şat'lar, alkollü kokteyler
gırla kıyamet gidiyor. Bodrum'da özellikle
genç kızların yaş ortalaması 15-16.. Hadi
bilemediniz 17
olsun. Erkek çocuklar da öyle aslında ama
küçük kız olayı beni üzüyor! Beach'lerdeki
bu 'Happy Hour'larda, yaşı küçük kız ve
erkeklerin alkol aldığına şahit oldum. Tabii
daha sonrasında çıkan kavgalara da! Amerika'da
alkol kullanma yaşı 21.. Bizde ise 18..
Mekan sahiplerinden, beach işletmecilerinden
yaşı küçük kızlara veya erkeklere alkollü
içecek verilmemesi konusunda daha titiz
davranmalarını rica ediyorum. Şimdi hepimiz
birbirimizi biliyoruz. Lütfen bu konularda
kesin kararlı olup, yasaları uygulayalım
ve yaşı küçük olanlara 'Happy Hour'larda
içki servisi yapmayalım.
Dün
Bodrum Kaymakamı Osman Ekşi'yi eleştirdik
ama bu konuda da mekancıları eleştirmek
istiyorum. Çünkü hangi mekanlarda bu tip
uygulamaların yapıldığını da çok iyi biliyorum!
Zengin
çocukları!
Evet, konu gençlerden açıldı aynen öyle
devam edelim. Bodrum'da şimdi zengin aile
çocuklarının hava atma modası başlamış.
Ön masa, en iyi yerde oturma, en iyi ilgi-alaka
yarışı. Para önemli değil! Yeterki diğer
zengin aile çocuğundan daha iyi yerde otursun!
Peki kim bu çocuklar ve neden böyleler?
Bu çocukların başında sevgili ağabeyimiz
Haluk Ulusoy'un oğlu Saffet Ulusoy geliyor.
Daha sonra Emre Çapa, Öykü Erdem, Lara ve
Melda Kamhi, Hayyam Garipoğlu'nun çocukları,
Halil Bezmen'in oğlu Destan Bezmen, Aziz
Yıldırım'ın kızları, Gül Dürüst'ün oğlu
Kerem gibi..
Bu çocuklar gittikleri beach veya gecce
kulüplerinde en iyi şekilde ağırlanmak,
en güzel yerde oturmak için sürekli babalarını
veya annelerini arıyorlar. Anne-babalar
da çocukları için gerekirse araya hatırı
sayılır kişiler sokuyor, parayı banka havalesi
yapıyor ve çocuklarının en iyi şekilde eğlenmesini
(bilmeden, en iyi şekilde arkadaşlarına
hava atmasını)sağlıyor.. Üzücü bir durum..
Üzüldüğüm
çocuklardan birisi de Saffet Ulusoy oldu.
Bodrum Polo 13'te tam önümde 8-10 kişilik
bir grup olarak oturuyordu. Aslında Saffet
oturmuyordu, sahneye arkasını dönmüş ve
salona doğru ayakta eğleniyordu. Yani, diğer
arkadaşlarına 'bakın ben buradayım, siz
neredesiniz?' diyordu. Şimdi Haluk Ulusoy,
çok sevdiğim, saydığım bir dost, ağabey..
Ama bunları da yazmak benim görevim.
Milli
takımımızın koruma görevlisiyle birlikte
tuvalete gidip gelen Saffet Ulusoy'un yaşı
herhalde 17 veya taş çatlasın 18'dir. Alkolü
fazla kaçıran bu gencecik çocuk, Polo 13'teki
kalabalıklığa aldırmadan alokolün de etkisiyle
masadaki eski bir emniyet görevlisiyle diğer
bir misafirine el şakaları yapabiliyordu!
Viski bardağını sakladıkları için absolut
votka şişesini ağzına götüren Saffet Ulusoy,
geccenin sonunda el şakası yaptığı dostlarının
omzunda mekanı terkediyordu. Şimdi tam benim
önümde gerçekleşen ve etraftaki bakışlara,
'Aaaa, Haluk Ulusoy'un oğlu değil mi?' konuşmalarına
aldırmadan yapılan bu tip harEketler gençlerimizin
durumunu tam anlamıyla ortaya koyuyordu.
Bir
baba olarak üzüldüm.. Şimdi 17 yaşındaki
bir çocuk tuvalete korumayla mı gider? Maki'de
Hayyam Garipoğlu'nun çocuklarının kız yüzünden
karıştığı kavgada Saffet Ulusoy da araya
girmiş ve bir çocuğun kafasında şişe kırmış!
Milli Takım koruması bu yüzden mi? Bunlar
doğru şeyler mi? Yanında koruma ve başka
adamlar olursa o çocuk daha fazla hava atmak
istemez mi? Daha fazla hava atayım derken,
istemeden de olsa kavgalara karışmaz mı?
Nasıl olsa koruma var!
Eğlenmek
gençlerin hakkı ama anne ve babalar bazen
çocuklarının mutlulukları için istemeden
yanlış yapıyorlar. Tabii bu benim düşüncem.
Herkesin düşüncesi başka olabilir. Belki
ben biraz tutucuyumdur. Ya da fazla eyyamlı.
Bodrum'a tatile gitmiştik ama konu nerelere
geldi. Yarın devam ederiz..
|